16 Ocak 2017 Pazartesi

 Yaklaşık bir sene önce yine ilk dönem bitmişken yalnızlıktan bunalıp bloğumda almışım soluğu. Tekrar aynı durumda olmam hakkında ne hissetsem bilemiyorum. Yine boş bir yurt ve yine karanlıkta oturup iki kelimeyi bir araya getirmeye çalışan Merdiven Çocuk. Artık kendime nasıl bir yol çizmem gerektiğini bilmiyorum. Tüm kelimelerim tükendi ve deneyecek başka bir yol bulamıyorum. Bomboşum. Belki de bununla lanetlendim. Belki de artık kendimden bir şey beklememeliyim. Hiçbir tutkusu ve yeteneği olmayan, bu dünyadan hiçbir iz bırakmadan gidecek olan bir insan evladıyım işte. En çokta kendimi nerede kaybettim onu merak ediyorum. Hayır, ''kendini kaybetmek'' olmadı belki de. Ben asla kendimi bulamadım ki.

22 Kasım 2016 Salı

 İki gün sonra arkadaşlarla planlanmış bir buluşmaya gitmemek için trajik bir şekilde ölmeyi hayal ediyorsam tekrar başa dönmüş olma ihtimalim var. Yine insanların içinde huzursuz ve yorgun hissetmem bir yana o gün ''o''nu görecek olma ihtimalim kalbimde kötü bir etki yapıyor. İçimde hala ona karşı duygular kaldığından değil, öyle olsaydı mutlu ve heyecanlı olurdum. Aksine hiçbir duygum kalmadı ve hissettiğim duygulardan da utanıyorum. Aslında utanmamam gerek, farkındayım ama bazen geçen seneye gitmek ve o anları silmek istiyorum. Hayatımın en güzel anlarını o zamanlar yaşadığımı düşününce aslında bunu yapmak istemem ayrı bir dengesizlik. Ne zaman mantıklı düşünen bir insan oldum ki zaten?

5 Ekim 2016 Çarşamba

Sabahın köründe kalkıp derse gitmem gerekiyorken, gazı kaçmış kola içerek bu satırları yazmam da bir yanlışlık var.  Aslında yanlışlık, hayatımda her şey düzgün giderken hüngür hüngür ağlamam. Ama belki de asıl yanlışlık kalbimde bir türlü dolamayan ve bir kara delik gibi beni içine çeken o boşlukta. Kendimi dünyanın en nankör insanı gibi hissediyor ve bunu işlenebilecek en büyük günah olarak kabul ediyorum. Duvarların inceliğinden dolayı kulağıma çalınan kahkahalar ise daha iyi hissetmeme neden olmuyor. Bir yanım arkadaşlarıma gidip deli gibi ağlamak ve ilgi istemek, bir yanım ise hayatımdaki tüm insanlarla iletişimimi kesip bu odada çürümek istiyor. Değersizim ve yaşamayı hak etmiyorum. Masamda duran bıçak bana büyük bir çekicilikle göz kırpıyor ve ‘’Fiziksel acılar ruhsal acıları hafifletir.’’ diyor. Bense olası bir yara izini eve döndüğümde annem fark ederse nasıl açıklarım diye düşünüyorum. Kendime zarar verdiğimi fark edip zorla kazandığım özgürlüğüm de elimden alınabilir. Gerçi annemin kendime zarar verdiğime inanması için ancak karşısına geçip kendimi kesmem gerekir. Çünkü ona göre gayet normal ve sağlıklı bir insanım. Bunu yapabilecek en son kişi bile değilim. 
 Bomboş hissediyorum. Ağlarken ellerimi nereye koyacağımı bilemiyorum. Kalkıyorum, yatıyorum ve hıçkırıklarım duyulmasın diye nefesimi tutuyorum. Birkaç saat sonra kalkıp derse gideceğim ve ders sonrası arkadaşımla sigaralarımızı tüttürürken ona bu düşüncelerimden bahsetmemeye çalışacağım. Gerçekten arkadaşlarımdan yardım istemeye hakkım var mı? Onların kafalarını bu saçmalıklarla doldurmaya hakkım var mı? Hayır, bir bilseniz. Ben sizi istemediğim için buluşmalara bahane bulmuyorum. Sizi çok seviyorum, keşke bilseniz. Sizi kendi saçmalıklarımdan koruyorum. Bilmiyorsunuz. Korkuyorum da denilebilir. Siz bensiz de yaşarsınız ama ben size bağlandığım takdir de sizsiz yaşayamam. Bu yükün altına girebilir misiniz? Size kalbimi açarsam ve siz de bir gün giderseniz, buna dayanamam.  İşte o zaman, bıçağımın çağrısına cevap veririm ve hak ettiğim sonu bulurum. Artık samimiyetsiz gülüşlerden, katılmak için tüm enerjimi harcadığım sohbetlerden kurtulmuş olurum. 
 Merak ediyorum, hayatımda kendimi sevdiğim bir an oldu mu? 


Not: Yazıyı gece yazdım, elektrik yoktu yükleyemedim. Ayrıca uyanamayıp derse yetişemedim.