2 Aralık 2017 Cumartesi

Yan Karakter Olmak


 Apartmanın kapısından girerken ''Blog yazmalıyım.'' dedim. Midemde bir şeyler kıpırdandı, heyecanla basamakları çıktım. Kıpırdanan şeyler durmadan önce başlayayım dedim yazmaya. Bilgisayarımı alıp ev arkadaşımın odasındaki koltuğuna yayıldım. O, şehir dışındayken odasında takılmam belki de hoş değil ama...her neyse. Ne zamandır aktif değilim buralarda, sanırım hiçbir zaman aktif olmamıştım da ilk kez bu kadar boşladım. Yazıların çoğunu silince blog iyice kuraklaştı.

Şekil A
Tüm arkadaşlarım sözleşmiş gibi memleketlerine gidince tüm zamanım oyun oynamakla geçti. Birkaç otome oyunu oynamaya çalıştım ama pek odaklanamadım. Neden mi? Kendimi ana karakterin (yani MC) en yakın arkadaşına üzülür halde buldum çünkü.''Ne saçmalıyorsun?'' Anlatacağım. Şekil A'daki arkadaş yani Fuko, MC'in ev arkadaşı. Hayatındaki tek dert buymuş gibi sürekli MC'i destekliyor, ona aşk hayatı hakkında öğütler veriyor. MC kızcağıza bir kere bile sormuyor ''Sen neler yapıyorsun?'' diye. O kadar hengamenin arasında iki sohbet edecekken hemen ana erkeğimiz geliyor kızı bir yerlere sürüklüyor ve Fuko yalnız kalıyor. :( Tamam, otome oyunu oynayanlar diyecektir ki ''İyi de otomeler zaten böyledir.'' Sonuçta bizim yakın arkadaşımıza bir kaç bölüm ayırcak halleri yok. Gerçek hayatta ben de bir Fuko olduğum
kinliyim sana MC
için bu kıza bu kadar taktım belki de. Her şey sene başında ev arkadaşıma ''Sevgilin ara sıra bizde kalabilir, sorun değil.'' dememle başladı. Keşke ''ara sıra'' kısmını vurgulasaydım hehe. Sonuç olarak biz göt kadar evde üç kişi yaşamaya başladık. Oturup saatlerce muhabbet ettiğim arkadaşımı aynı evin içinde bile göremez oldum. Onlar kendi aşk hayatlarını yaşayıp evcilik oynarken benim konumum ise ara sıra ekrana çıkıp iki çift laf edilen Fuko oldu. ''Sevgililik gerçekten de 24 saat birlikte olmayı mı gerektirir?'' diye düşünürken ilişkilerden iyice soğudum. Geçen sene eski ev arkadaşım yanımdan gittiği için dört aylık bir dönemde yalnız yaşamıştım, şu an ise bir farkı yok açıkçası. Aslında tek farkı dışlanmanın verdiği etki ile daha sinir bozucu olması. Bunu ev arkadaşımla konuşup ''Evet,haklısın.'' cevabını alsam da mevcut durumda pek bir değişiklik görememem daha sinir bozucu. Belki de fazla bunaldım. Bölümümü hiç sevmediğim için dersler ve sınavlar işkence gibi geliyor. Tekrar sınava girsem bile okulun uzaması, tüm konuları unutmuş olmam, çevre baskısı vs. Bunun dışında tekrar nükseden korkularım... (Evden çıkınca yine elimin ayağımın titremeye başlaması gibi.) Gerçeklikten kaçıp kendimi hayal dünyama hapsetmişken dış dünyada birikmeye devam eden sorumluluklar. Belki de ''20'li yaşlar bunalımı'' böyle bir şeydir. (Böyle bir şey var mıdır ki?) Kafamı toplayıp yoluma devam etmem gerektiğini biliyorum ama nasıl toplayacağımı bilmiyorum. Yazdıklarımı tekrar okuyunca aklıma ilk gelen ''Ana karakter olabileceğim bir hikaye yaratıp kendime bir yol çizmeliyim.'' Ama nasıl?

16 Ocak 2017 Pazartesi

 Yaklaşık bir sene önce yine ilk dönem bitmişken yalnızlıktan bunalıp bloğumda almışım soluğu. Tekrar aynı durumda olmam hakkında ne hissetsem bilemiyorum. Yine boş bir yurt ve yine karanlıkta oturup iki kelimeyi bir araya getirmeye çalışan Merdiven Çocuk. Artık kendime nasıl bir yol çizmem gerektiğini bilmiyorum. Tüm kelimelerim tükendi ve deneyecek başka bir yol bulamıyorum. Bomboşum. Belki de bununla lanetlendim. Belki de artık kendimden bir şey beklememeliyim. Hiçbir tutkusu ve yeteneği olmayan, bu dünyadan hiçbir iz bırakmadan gidecek olan bir insan evladıyım işte. En çokta kendimi nerede kaybettim onu merak ediyorum. Hayır, ''kendini kaybetmek'' olmadı belki de. Ben asla kendimi bulamadım ki.

22 Kasım 2016 Salı

 İki gün sonra arkadaşlarla planlanmış bir buluşmaya gitmemek için trajik bir şekilde ölmeyi hayal ediyorsam tekrar başa dönmüş olma ihtimalim var. Yine insanların içinde huzursuz ve yorgun hissetmem bir yana o gün ''o''nu görecek olma ihtimalim kalbimde kötü bir etki yapıyor. İçimde hala ona karşı duygular kaldığından değil, öyle olsaydı mutlu ve heyecanlı olurdum. Aksine hiçbir duygum kalmadı ve hissettiğim duygulardan da utanıyorum. Aslında utanmamam gerek, farkındayım ama bazen geçen seneye gitmek ve o anları silmek istiyorum. Hayatımın en güzel anlarını o zamanlar yaşadığımı düşününce aslında bunu yapmak istemem ayrı bir dengesizlik. Ne zaman mantıklı düşünen bir insan oldum ki zaten?